İnsan ve Doğa Nasıl Mı?

By

Sanatçı, güzel şeylerin yaratıcısıdır. Sanatın amacı, sanatı ortaya çıkarıp sanatçıyı gizli tutmaktır. Eleştirmen, güzel şeylere dair kendi kanısını başka bir yola veya yeni bir malzemeye dönüştürebilen kişidir.

Merhaba, öncelikle bir süredir sizlerle olamadığım için üzgünüm. Bu süreçte sürekli olarak gelen takip ve beğenileriniz beni çok mutlu etti. Bugün üst üste aldığım beğenilerle birlikte bir şeyler yazmaya karar verdim. 🙂

Tabi ki ülke olarak gündemimizde doğa olayları varken, konu başlığının da buna dayalı olmasını istedim. Çok zorlu süreç olduğunu söylemek istiyorum. Düzelmeyi umdukça her gün yeni bir üzücü haber ile güne başlıyor oluşumuz ayrı bir çöküş oluyor fakat tüm her şey gibi önceki yaşadığımız olumsuzluklarında geçişi gibi ülkece bunlarında üstesinden geleceğimiz kanaatindeyim. Umut her zaman vardır.

Biraz da insan ve doğa ilişkilerinden bahsedelim…

İnsan ve doğa arasındaki ilişkinin tarihi, tarihin kendisi kadar köklü-eski bir ilişkidir. İnsan mecburi bir biçimde bir doğa’nın içine doğar. Bu ilişkinin nasıl olacağı sorusu, bugün her zamankinden daha önemli bir soru gibi görünmektedir hepimiz için. Zira hepimizin bir parçası olduğumuz gezegenin durumu, bu soruyu çok önemli bir düzeye getirmektedir. İklim, ormanlar, doğal yaşam, kentsel kirlilik… hepsi çok acil bir şekilde alarm vermektedir. Bu yazıda insan ve doğa arasındaki ilişkinin yapısına odaklanmaya çalışalım.

Doğa insan için her zaman büyük bir gizem ve merak kaynağı olmuştur. Antik Yunan’da Felsefenin başlangıcındaki isimlerin de aslında bugün bilinen anlamda “doğa filozofları” olarak adlandırılması buna bir kanıttır. Doğa, felsefi merakı sürekli kamçılamaktadır. Erken dönemlerinde felsefe ve doğa üzerine düşünmek neredeyse bir ve aynı şeydir. Doğa’nın ne’liği, nasıl işlediği gibi sorular, felsefenin gelişimiyle eş zamanlı olarak gelişen sorulardır denilebilir. Doğa üzerine isabetli sorular sormak filozofça bir tavrı da ortaya çıkarmaktadır. Onunla ilişkilenme biçimlerimiz de insanın insanlığına dair pek çok şeyi doğrudan ortaya sermektedir.

İnsanın doğaya her istediğini yapabilecek bir efendisi gibi davranması büyük bir yanılgı oluşturmaktadır. Bilinmeyen şeyden öte, dünyanın bilinebilir bir yapıda olduğu fikri ile şekillenen rasyonel dünya görüşü, bunu doğaya da uygulamak durumunda değildir. Bu efendilik zannı, doğanın, haliyle insanın da sonuna doğru bir gidiştir. Sözgelimi bir ülkenin orman ekosistemindeki köklü değişiklik (buna “yıkım/kıyım” da denilebilir), iklimde de değişmelere sebep olacak, böylece insan hayatı da bundan doğrudan etkilenecektir. Bu durumda “efendi” kavramı kullanılacaksa, o yalnızca doğa olabilecektir. Bu efendilik, hepimizin ona bağımlı olmamız anlamındadır. Haliyle doğa’nın merkezinde insan yoktur, doğanın merkezinde doğanın kendi ilişkileri vardır. Bunu bugün güçlü bir biçimde anımsamakta fayda olduğunu, yüzümüzü döndüğümüz her yerde görebilmekteyiz.

Doğa ile insan hayatı arasındaki ilişki, çok çeşitli dürtülerle bir rekabet ilişkisi formuna girerse de, bu büyük zararlar doğurabilir potansiyeldedir. Kuşkusuz çeşitli biçimlerde hayatı devam ettirebilmek, doğa ile bir anlamda uyumlu olmayı, yeri geldiğinde makul değişiklikler yapmayı gerektirir. Ancak bu değişikliğin derecesi, onu bozmak ya da uyum arasındaki farkı da oluşturmaktadır. Köklü değişimlere sebebiyet vermeden doğadan ilhamla hayatın devamını sağlamak gerekmekte, bu noktada ölçülü olmak norm haline gelmek durumundadır.
Bu anlamda doğa ve insanın adeta birlikte hareket ederek mutlu bir toplum olabilmesinin bir yolu da, sömürü ilişkilerinin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Toprağın, suyun, çevrenin sömürülmesi, doğrudan ve dolaylı sorunlar ortaya çıkarmaktadır bütün bir insanlık için. Sorunlar da elbette mutluluk üretmezler. Bir bütünlüklü sistem olarak doğanın olağan akışının bozulması, her bir insanın hayatının olağan akışının da bozulmasına sebebiyet vermektedir.

“Doğal afet” tanımlaması da bu anlamda doğa kavramının kötü bir kullanımıdır. Dere yatağında evler yığını yapan akıl ya da iklim felaketlerine yol açan ekonomik modeller “afet” değilse, düzeninin dışsal faktörlerle bozulmaya çalışıldığı doğa hiçbir şekilde bir afet kaynağı değildir. “Afet” denilen şeyler, doğa’nın aklını ve işleyişini keşfedip kavrayamamak kaynaklı, insanın neden olduğu hatalardır. Sorun doğanın işleyişinde değil, o işleyişin hem engeli hem de bozucusu durumundaki işleyen akıldadır denilebilir.

Sonuçta doğa’ya baktığı zaman ne efendi ne de köle değil, bir bütünlüklü sistem bakışı, doğayı/insanı ufukta görünen felaketlerden kurtarabilecek biricik yol gibi görünmektedir. Aksini merkeze alan her iddia, yıkıcı bir saldırganlıkla, doğaya karşı mahvedeci hareketler olacaktır.

Andrea Wulf kitabının son sözünde “Humboldt’un toplumsal, ekonomik ve politik konuların yakinen çevresel sorunlara bağlı olduğuna dair anlayışı oldukça güçlü şekilde gündemde kalmaktadır” demektedir. Bu cümledeki esas nokta, bugün, insanın doğayla bir rakiplik ilişkisi değil, parça ilişkisi ile hareket etmesinin zorunlu olduğunu göstermektedir. Ayrıca “doğa”ya yapılanların insan-sistem kaynaklı sorunlar ürettiğine yönelik de güçlü bir vurgudur. Doğa ile sürekli olarak savaş halinde olan bir yıkım sistemi kendini yeniden üretmektedir. Doğa’yı korumak, insanlığın da bilinen biçimiyle devam edebilmesi için, insan-sistem kaynaklı saldırganlıkları radikal bir biçimde azaltmakla (sonra tamamen ortadan kaldırmakla) mümkün olabilir uyarısını dolaylı bir biçimde yapmaktadır. İnsanlara biz insanlar olarak doğa’nın bir parçası olduğumuz fikrini de, güçlü bir tonda tekrar tekrar anımsatmakta da büyük bir fayda vardır

Sultangül AYYILDIZ

Posted In ,

“İnsan ve Doğa Nasıl Mı?” için 3 cevap

  1. .Killa. Avatar

    Harika gönderi. paylaştığın için çok teşekkür ederim 👌😆☺️

    Liked by 1 kişi

    1. Sultangül Ayyıldız Avatar
      Sultangül Ayyıldız

      Değerli yorumunuz için bende teşekkür ederim. ☺️

      Beğen

      1. .Killa. Avatar

        Rica ederim 💕😄😄. Minnettarlığınız çok şey ifade ediyor 🤗☺️

        Liked by 1 kişi

Yorum bırakın