Zamanın çok hızlı aktığı bir çağdayız. Hepimiz bir yerlere yetişmeye, bir şeyleri tamamlamaya, bir şeyleri kanıtlamaya çalışıyoruz. Bu çaba, bazen öyle görünmez bir yorgunluk yaratıyor ki, fiziksel bitkinliğin ötesine geçiyor. Ruh, sessizce yoruluyor. Ses etmeden… şikâyet etmeden… sadece içe doğru çekilerek.
Kimi zaman başarı, kimi zaman sorumluluk, bazen de sadece “iyi bir insan olma” gayesiyle kendi duygularımızı erteliyoruz. Önce başkaları geliyor; onların işleri, ihtiyaçları, beklentileri… Biz ise her seferinde “sonra bakarım” diyerek kendi içimize küçük notlar bırakıyoruz. Ama sonra o notlar unutuluyor. Ve bir gün fark ediyoruz: “Uzun zamandır kendime hiç dokunmamışım.”
Peki, ne zaman başlar bu unutma?
Çoğu zaman fark etmeden.
İlk olarak sabah kahveni içerken ne düşündüğünü hatırlamamaya başlarsın.
Sonra sevdiğin bir şarkıyı dinlerken hissettiğin o tanıdık duygular yok olur.
Ve bir sabah aynaya bakarsın… yüzün sana yabancı gelir.
Sadece yorgun görünmek değil bu; sanki içindeki sen, yavaş yavaş uzaklaşmış gibi.
Kendine Dönmek Lüks Değil, Zarurettir
Modern hayatın hızında, kendini önemsemek bazen bencillik gibi algılanıyor. Oysa bu, bir hayatta kalma biçimi. Kendine dönmek; daha iyi anne, daha iyi eş, daha iyi dost ya da çalışan olmak için değil — sadece “ben hâlâ buradayım” diyebilmek için gerekli.
Kendine dönmek, gürültülü bir hayatta sessizliğe sığınmaktır.
Sosyal medyanın parıltısına karşı içindeki loş ışığı açmaktır.
Başkalarının hayatlarını izlemek yerine, kendi hayatının içinden geçmektir.
Çünkü insan en çok kendi gözünden kaybolur.
Ve en çok kendi içinden çıktığında yalnızlaşır.
Peki Nasıl Başlayacağız?
Kendine dönmek büyük adımlarla olmaz.
Küçük ama kararlı seçimlerle başlar.
Bir sabah alarmı beş dakika erken kurmak, o beş dakikayı sadece kendin için kullanmakla…
Gün içinde bir kahveyi aceleyle içmek yerine, tadını fark ederek yudumlamakla…
Bir akşam sessizce bir şey izlemek değil de, kalem alıp içini yazmakla…
Bunlar çok basit ama güçlü adımlardır.
Çünkü kendine geri dönmek, kendini yeniden sevmekle başlar.
Ve insan kendini sevince, dünyaya daha yumuşak bakar.
Son Söz Yerine: Unutulan Sensin, Aranan da
Bu yazıyı okurken bir yerin sızladıysa, bir satır seni tuttuysa… işte orası hâlâ yaşıyor.
Hâlâ kendini duyan bir yanın var.
Bu güzel bir şey.
Çünkü unuttuğumuz yerden değil, hatırladığımız yerden başlıyoruz.
Hayatın seni ne kadar yorduğu önemli değil; sen kendine ne kadar yaklaştın, mesele bu.
Bugün sadece şunu hatırla:
Kendine dönmek, kendine ihanet etmek değil.
Kendine dönmek, seni kaybetmemek demek.

Yorum bırakın