Ne eski ne yeni…
Koca bir mevsim biriktirmiş, tüm hüznü bulutla birlikte yeryüzüne dökmeyi bekleyen yağmurun doluya dönüşmesi gibi… İçi içine sığmamış, bazen bir eşya bazense çocuk olası gelmiş. Olamamış…
İstediğini olamamışta, olmak istemediği olmuş hep. Tüm zamanların en iyisi, en kötüsü, en mutlusu hatta belki en mutsuzu.
Belli bir kalıp yok.
Belli bir duygu veya belli bir zaman.
Bazen kışın ortasında soğuk bir metale dokunmuş, bazense ayağını yorganın dışına çıkardığında ki gibi bir his. Sıkı sıkı sarılmış yorgana uyumaya çalışırken yastığının ıslanması gibi. En kötüsü de yaşadığın belirsizliklerin ne zaman ve nerede son bulacağını dahi bilememen.
Yazarken kafanı çevirip aralanmış pencereden, sokak lambasına dalıp bakman gibi hepsi… Ucunda bir ışık görünüyor fakat kış güzel diyorsun. Yazı da seviyorsun ama kış daha güzel diyorsun. Üşümeyi tercih ediyorsun, tüm belirsizliklere rağmen.
Oysa belki yazı sevseydik, daha farklı olabilirdi her şey diyorsun… Söylemeyle değişmeyeceğini bildiğin halde. Sadece diyorsun…
Sokak lambasına bakarken, gözlerin arkada ki ormana uzanıyor. Korkuyorsun fakat uzaktasın, güvende olduğunu hissediyorsun.
“Yakınlaştıkça korkuyorsun.”
Çünkü seni neyin karşılayacağını bilmiyorsun. Bu yüzden geri duruyorsun ama…
Onun da çözüm olmadığını biliyorsun.
Özetimiz bizim, hayatımız bizim…
Her bir duyguyu aynı an da yaşıyor, fakat belli etmeyen bedenimiz bizim…
Tüm zamanın belki en iyisi, belki en kötüsü. Ama her zaman, “en güçlü kalbi, bizim!”
Sevgilerimle…

Yorum bırakın