Duvara “Hoş Geldin Ramazan”yazısını asarken fark ettim…
Aslında ben sadece bir süs hazırlamıyormuşum. Kalbimi hazırlıyormuşum. Ev sessiz, ışıklar yumuşak, çayım elimde. Ama içimde hafif bir heyecan var. Çocukken bayram arifesinde olur ya o tatlı telaş… İşte onun daha sakin, daha derin bir hali.
Bu gece ilk sahur.
Ramazan benim için sadece oruç değil.
Bir durma hali.
Bir yavaşlama.
Bir toparlanma.
Günlük koşuşturmanın içinde bazen ruhumuz geride kalıyor. Ramazan sanki “Gel, biraz da içini düzelt” diyor. Evi süslüyorum, lambaları yakıyorum ama asıl yapmak istediğim şey içimi aydınlatmak. Evden çalışıyorum. Gün içinde ekran, iş, mesajlar, planlar…
Ama Ramazan’da akşam olunca bilgisayarı kapatmak daha anlamlı geliyor. Çünkü o kapanış bir “mesai bitti” değil; bir “şimdi asıl huzur başlıyor” gibi. İlk sahurun ayrı bir tadı vardır. Alarm çalacak, mutfakta hafif bir ışık yanacak. Belki uykulu gözlerle sofraya oturacağız. Ama o masada sadece yemek olmayacak; niyet olacak, umut olacak, dua olacak.
Bu yıl Ramazan’dan beklentim büyük değil aslında.
Kalbimin hafiflemesi yeterli.
Kırgınlıklarımın azalması.
Şükürlerimin artması.
Belki daha az konuşup daha çok dinlemek. Belki daha az şikâyet edip daha çok sabretmek. Belki de sadece biraz daha yumuşamak.
Şu an çayımı yudumlarken içimden şunu geçiriyorum:
“Allah’ım, bu ayı bize güzel yaşat.
Evlerimize huzur, sofralarımıza bereket, kalplerimize merhamet koy.”
Ramazan bana her yıl şunu hatırlatıyor:
İnsan bazen dünyadan değil, kendi içinden yorulur. Ve bazen en büyük dinlenme, secdede olur.
Belki uykulu olacağız.
Belki biraz zorlanacağız. Ama biliyorum ki bu ayın sonunda daha temiz bir kalple çıkmak istiyorum. Sevdiklerimle beraber geçireceğim en güzel ramazanlardan birisi…
Hoş geldin Ramazan.
Bu eve de, bu kalbe de 🤍🌙

Yorum bırakın