Gökyüzüne baktığınızda ne görürsünüz? Kimisi için yalnızca bulutların arasında süzülen bir kuş, kimisi içinse hayatın bütün gizemlerini anlatan sessiz bir öğretmen… Aslında çoğu zaman gözümüzün önünde duran sahneler, bize en büyük dersleri verir. Yeter ki bakmayı, görmeyi ve hissetmeyi bilelim. Gökyüzünde süzülen bir kuş, özgürlüğün en saf hali gibi görünür. Oysa işin özü, yalnızca kanat çırpmaktan ibaret değildir. Her kanat darbesi, rüzgârla yapılan bir mücadeledir. Hayat da böyledir: Görünüşte huzurlu ve akıcı bir yolculuk gibi dursa da içinde sürekli bir direnç, denge ve çaba vardır. İnsan, bu mücadelelerin içinde var olur, büyür ve olgunlaşır.
Kuşun gökyüzündeki yolculuğu bize sabrı da öğretir. Çünkü hiçbir kuş tek bir kanat darbesiyle menziline ulaşmaz. Sürekli çırpınır, rüzgârla dans eder, kimi zaman yükselir kimi zaman alçalır. İnsan yaşamında da hedeflere ulaşmak bir anda olmaz. Çabalar, inişler çıkışlar, umutlar ve hayal kırıklıkları birbirini takip eder. Önemli olan gökyüzünü gözden kaybetmemektir.
Ağaçların göğe doğru yükselişi de bu manzaraya ayrı bir anlam katar. Ağaç, toprağa kök salar ama dallarını göğe uzatır. Bu, aslında insanın özünü anlatır: Bir yanımız geçmişimizden, ailemizden, köklerimizden güç alırken, diğer yanımız hayallerimize ve geleceğe doğru uzanır. Kök ve kanat arasındaki bu denge, bizi ayakta tutar. Ne sadece toprağa bağlı kalarak yükselebiliriz, ne de köklerimizi unutarak kalıcı olabiliriz.
Bulutların griliği ise yaşamın belirsizliklerini temsil eder. Hepimiz hayat yolculuğunda kimi zaman sisli, gölgeli yollardan geçeriz. Ama bulutların ardında her zaman bir ışık saklıdır. Gözümüzü gökyüzünden ayırmadığımız sürece, en karanlık anlarda bile yolumuzu bulabiliriz. Bir kuşun gökyüzündeki varlığı bize başka bir şeyi daha hatırlatır: Yalnızlık. Göç eden kuş sürüleri dışında, çoğu kuş yolculuğunu tek başına sürdürür. Bu da bize insan olmanın bir başka yönünü gösterir: En kalabalık anlarda bile bazen yalnız hissederiz. Ama bu yalnızlık, sanıldığı gibi eksiklik değildir. Yalnızlık, kendini tanımanın, iç sesini duyabilmenin en güçlü aracıdır. Çünkü insan, en çok sessizlikte büyür.
Belki de bu yüzden gökyüzüne bakmak, insan ruhuna iyi gelir. Çünkü gökyüzü bize hem sınırsızlığı hem de içsel huzuru aynı anda sunar. Uçsuz bucaksız maviliğin ya da griliğin içinde kaybolurken, aslında kendimizi buluruz.
Şunu da unutmamak gerekir: Özgürlük yalnızca gökyüzünde süzülen bir kuşa ait değildir. Özgürlük, bazen kendi sınırlarımızı kabul etmek, bazen de onları aşabilmekte gizlidir. Bir insan, kalbinin içinde huzuru bulduğunda, dünyanın en dar odasında bile özgür olabilir.
Sonuçta gökyüzü bize şunu fısıldar: Hayat ne kadar karmaşık görünürse görünsün, her birimiz kendi kanatlarımızla yol alıyoruz. Ve her kanat darbesi, geleceğe doğru bir adımdır.
Sevgilerimle… ☺️

Yorum bırakın