Doğanın Kalbinde, Yaşamın Sessizliğinde

By

Bazen şehirden kaçmak gerek. Gürültüden, aceleden, kalabalık düşüncelerden. Bazen sadece durmak, sadece nefes almak, sadece “olmak” gerek. Ve işte tam da bu yüzden doğa… Çünkü doğa ne acele eder ne de geç kalır. O sadece zamanında parlar, rüzgarı serin eser, gökyüzü maviye boyanır ve ağaçlar hiçbir şeyi saklamadan sergiler kendini.

O anlarda insan, kendi iç sesini yeniden duyar. Kalbinin attığını fark eder; gökyüzüne baktığında daha önce sormadığı sorular düşer aklına: “Ne kadar zamandır sadece yaşamak yerine, sadece sürdürüyorum?”

Doğanın ortasında, toprağın kokusuyla, rüzgarın tenine değmesiyle insan hatırlar yaşamın sadeliğini. Sade ama derin… Sessiz ama güçlü… Tıpkı bir yaprağın düşüşü gibi anlamlıdır oradaki her detay.

Bu kare de işte tam olarak öyle bir anın hatırası… Hiçbir şey yapılmasa bile tam olan, eksiksiz bir an. Ne süs ne poz… Sadece hayatın içinden bir duruş. Gözlerin uzağa dalarken bir şeyi değil, birçok şeyi düşünmenin hafifliğini gösteren bir an. Güzel çok güzel şeylerin geldiğini bilmek…

Çünkü bazen sadece doğaya dönmek bile insanı kendine döndürür.

Ve kendine döndüğünde fark edersin; hızla geçen günlerin, aceleye gelen kararların, sustuğun cümlelerin aslında sana ne kadar uzak olduğunu… O an, zaman yavaşlar. Rüzgar tenine değil, kalbine dokunur. İçindeki karmaşaya “buradayım” diyen bir ses karışır.

Hayat hep koş diyor ama bazı yollar sadece durunca açılıyor. Ve sen durduğunda, sadece etrafını değil, içini de görmeye başlıyorsun.

İşte bu kare de tam öyle bir anın en naif, en tatlı telaşın sessiz tanığı…☺️

Posted In ,

Yorum bırakın