Tam manasıyla karışık. Zaman tutuşmuş, mekan yanıyor, zaman durmuş zorla iteliyormuş gibi…
İçerisini göremediğimiz o kadar çok duygu var ki bakıp göremediğimiz, isteyipte hissedemediğimiz. Dokunmak isteyip, dokunamadığımız. Düşmekten kendimizi alı koyamadığımız zamanlar oluyor ya işte tam o zamanlarda, “üflese uçucak”dedikleri tabiri gerçekleştirebiliyor olsaydık keşke. Öyle yorgun öyle bitkin…
Ayak parmak uçlarım üşürken, arada içim ısınsın diye kahve mi yudumlarken milyon tane düşünceyle savaşmanın yorgunluğunu yaşıyorum.
“Kendi kendime.”
En uzak şehirler bile bana kendi evimden daha yakın geliyor şimdi.
Başımı kaldırıp gökyüzüne baktığımda baharın gelişini görüyorum. Evet, az kaldı. Günlük güneşlik bahara yakın bir hava var.
“İçimin bahara hazır olmasını ne çok isterdim.”
Yazarken bile gözümden akan yaşlara dur diyemeyen ben, baharı beklemek ne haddime.
Soğuk vücuduma işlemişcesine ısıtamıyorum kendimi. Bardağa sarıldım, yutkunurken ki içimin ısındığını hissetmeye çalıştığım nokta da soğuyor her şey. Sanırım yaşadığım ne var ise bundan ibaret. Tam içimin ısındığını hissettiğim nokta da bir soğuk geliyor ve bir daha içimi ısıtmak için çaba sarf ediyorum. Bir süreden sonra pes etmeye kalkıyorum. Nefes alamadığımı, saç diplerimin ağırdığını hissediyorum.
Benden geriye ne kaldı diye düşünüyorum.
Sahi benden geriye ne kaldı?
Güneşin bu günde terk edişini izliyorum. Öyle masum, öyle güzel gidiyor ki. Hiç gitmemiş hep buradaymış ve ne olursa olsun geri gelcekmiş gibi.
Aydınlatmaya, ısıtmaya, çiçeklendirmeye…
Her yaz başka bir yaz, her kış farklı bir kış. Ne tamamen üzgün, ne de tamamen mutlu. Ama en çok tamamen mutlu. En çok tamamen mutluluğu isterdim her mevsim.
“Mevsimler gibi değişmek değil, değişen tüm mevsimlerde aynı kalmak gibi…”
Zamanla yarışmanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyorum artık. Hep zaman kavramı zihniyetinde büyütülmedik mi zaten. Her şeyin zamanında olması gerek ve hiç bir şeyi zamansız yapmamak. Toplum mu bireyi oluşturur? Yoksa birey mi toplu mu? İşte tam bu nokta da kalıyorum. Büyük bir topluluk var ve bir bireyin o topluluğa ayak uydurması beklenir. Fakat bu birey farklı düşünceleriyle farklı bi toplum oluşturabilir.
Bir bireyi oluşturmuş olsaydım kesinlikle her şeyin onun için daha iyi olması için çabalardım. Mutlu bir birey, bencil topluluktan iyidir. Zamanı ve topluluğu bir müddet durdurma imkanım olsaydı, her şeyi güzelleştirebilirdim belki.
Yazarken kahvem, ağlarken içim ısınmış. Bu seferde burada bırakıyorum. Daha iyi bir topluluk ve daha güzel bir hayat tek temennim.
Sevgilerimle…
Sultangül AYYILDIZ
Yorum bırakın